Gümüş ve Vücudumuza Faydaları

Her şeyden önce gümüş ve faydaları Jül Sezar döneminden beri bilinmektedir.

Ancak Romalılar, küçük parçacıklarını yanıkları, kesikleri ve yaraları tedavi etmek için kullanmaktaydılar.

Ayrıca Grekler ise şarabı su ve şarap kaplarını bakterilerden temizlemek için kullanırlardı.

14. yüzyıla geldiğimizde Kara Veba salgını Avrupa’da yaşayanların %25’ini katlederken, tek etkilenmeyenler Çingenelerdi.

Mesela Çingenelere, gümüşü enjekte edilebilir hale dönüştürerek, damar yolu ile vücutlarına vermekteydiler.

Peki, hangi özelliğinden ötürü insanlar katledilirken, Çingeneleri vebadan dahi koruyabilmiştir?

Gümüş iyonlarının en önemli özelliği, Antibakteriyel olmasıdır.

Ayrıca düşük toksik özelliğe sahip olduğundan dolayı, üzerinde mikroorganizmaların bağışıklık kazanamadıkları ağır bir metaldir.

Bunun yanında gümüş elementi, antibiyotik özelliği gösterir ve bakteriyel enfeksiyonlar, yanıklar, yaralarda, kronik ülserde kullanımı oldukça faydalıdır.

Ayrıca Gümüş elementi kolay reaksiyona girebilen bir metal olduğundan dolayı, zehri de hemen belli eder.

Her şeyden önce doktorlar gümüşün faydalarını biliyorlar ve hastalarına eğer sağlıklı olmak istiyorlarsa gümüş tabaklarda ve gümüş çatal bıçak kaşık kullanmalarını tavsiye ediyorlardı.

Gümüş çatal, kaşık, bıçak takımı
Gümüş çatal, kaşık, bıçak takımı

Ancak zehirlenmek istemeyen devlet adamları da, gümüşten imal edilmiş bardak, tabak, çatal vb. eşyaları kullanmışlardır.

“Ağzında gümüş kaşıkla doğmak” deyimini ve varlıklı insanlar için kullanıldığını muhtemelen duymuşsunuzdur.

Bu deyimin kökeni, insanların gümüşün iyileştirici etkisini bildiklerinden yeni doğan çocukları koruması için ağzına kaşık koymalarından gelir.

Bunun yanında, 450 tür bakterinin DNA’sını bozarak yok edebilen tek elementtir.

Vücutta bulunan sağlıklı hücrelerin hızlıca bölünerek çoğalmasını sağlayarak, günümüzde de halen görülen pek çok hastalığın yayılmasını engelleyebilen bir elementten bahsediyoruz.

Gümüş Hayatımızdan Neden Çıkartılmış?

Madem bunca faydası var niçin bir şekilde vücudumuzun bu elementi almasını sağlamıyoruz?

Bu olayın çıkış noktası ta İkinci Dünya Savaşı dönemine kadar gider.

O dönem hastalıkların ve yaraların tedavisi için keşfedilen penisilin, sentetik olarak üretilmeye başlanmıştır.

Böylece tıpta patenti alınmış sentetik ilaçlarla,

büyük ilaç firmalarını çok zengin eden yeni bir çağ başlamıştır.

Bu şirketler patentini almadıkları hiçbir şeyi satamayacaklardır.

Ayrıca tabiatta bulunan maddelere de doğası gereği patent alınamaz.

Böylelikle içine doğduğumuz sistemin getirisi olarak gümüş bir şekilde hayatlarımızdan çıkarılmıştır.

Daha doğrusu tam manasıyla çıkarıldı demek yanlış olurdu.

Bir şekilde unutmamız ve onun yerine, firmaların ürettiği sentetik penisilini kullanmamız öğütlenmiştir.

1906 senesinde bütün büyük ilaç şirketlerini satın alan John D. Rockefeller koloidal gümüşün ilaç satışlarının önünde engel oluşturacağının farkındaydı.

Bu sebeple Jude Abraham Felxner yardımı ile Amerika’daki tüm tıp fakültelerinde gümüş suyu konusunun işlenmeyeceği ve bu talimata uymayan tüm profesörlerin lisanslarının elinden alınacağını belirtmiştir.

İşin ilginç tarafı Rockefeller, ailesinin hiçbir zaman ilaç kullanmasına izin vermedi.

Geçtiğimiz aylarda vefat eden David Rockefeller’in geride bıraktığı mirasa en çok katkı yapan sektörlerden birisi de elbette ilaç sektörü.

Manidar değil mi?

Sonuç olarak tüm bu anlatılanlardan dolayı olacak ki bir şekilde hayatımızdan çıkarılmıştır.

Pek çok insan şu an için gümüş elementinin sonsuz faydalarından yararlanamıyor.

Çünkü bunlar bize ne anlatılıyor ne de kullanmamız konusunda teşvik ediliyor.

Aksine sentetik olarak üretilen ve patent alınmış ilaçlar satılmaktaydı.

Bakalım insanoğlu bu ilaçlara daha ne kadar dayanabilecektir.

Son olarak, içerisinde gümüş iyonu barındıran tek besin cevizdir.

Bu konudaki Neden Ceviz Yemeliyiz? ve Sağlık Okuryazarlığı (SOY) Nedir ve Yaşlılıkta Neden Önemlidir yazımızı da okumanızı öneririz.

Kaynak olarak detaylı bilgiye https://www.mypatsilver.com/ adresinden ulaşabilirsiniz.

Mehmet Ali Tekinsoy

35 yıllık çalışma hayatım sonrasında 2018 yılında emekli oldum. Bu 35 yılın bir bölümünde BAĞKUR' lu olarak kendi işlerimi yaptım, bir bölümünde de SGK' lı olarak özel şirketlerde yönetim kademelerinde yer aldım. Bu süre içerisinde edindiğim çalışma hayatındaki deneyimlerim, emekli olma kararım sonrası tecrübelerim ile emekli olduktan sonra geriye doğru baktığımda yaşadıklarımdan yola çıkarak, nelerin sizlere yararlı olacağını düşünerek bu blog da sizlerle paylaşacağım yazıların esasını oluşturdular. Zaman zaman güncel bilgiler, kişilerin yaşamlarından kesitleri de paylaşacağım. Hepsi insan yaşamından kareler içerecek.

Related Posts

Yaşlılıkta En Büyük Korku

Yaşlılıkta en büyük korku insan hayatı ilerledikçe önceliklerin değişmesidir. Peki asıl soru paranın bitmesi mi veya sağlığın bozulması mıdır? Gençlikte başarı, kariyer ve gelecek planları ön plandayken; yaş ilerledikçe sağlık…

Homo Hundred (Yüz Yıl Yaşam Çağı) Nedir

Homo Hundred yeni bir kavram ve yaşamın kuralları yalmaktadır. Dünya hızla değişiyor. Özellikle sağlık, teknoloji ve yaşam standartlarındaki gelişmeler, insanların artık çok daha uzun yaşamasını sağlıyor. Günümüzde ortalama yaşam süresi…

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.