6 Mayıs 1972 Günü Anısına

190

6 Mayıs 1972 günü önemli bir tarih olmalı.

Ancak 68 kuşağı sanki hep eksik anlatılmış gibi geliyor bana.

Ayrıca bu konuda https://tr.wikipedia.org/ web sayfasını ziyaret edebilirsiniz.

Her şeyden önce Mahir Çayan, Deniz Gezmiş, Sinan Cemgil, İbrahim Kaypakkaya ve niceleri gerçekten tanıdığınızı mı düşünüyorsunuz?

Ancak gelin onların pek bilinmeyen yönlerini bahsedeyim, kararı siz verin.

Sonuçta arkadaşım dert yandı.

Ancak “Oğluma yatarken hikaye yerine bazı biyografiler anlatıyorum.

Mesela Picasso, Maradona, Beethoven, Che, John Lennon, Marilyn Monroe gibi.


Sonuçta geçen hafta nereden duydu ise Fransız İhtilali’ni anlatmamı istedi?


Anlattım.

Ama anlatırken korktum!

6 Mayıs 1972 ve 3 Fidan

Mesela aklıma Adnan Cemgil ve oğlu Sinan geldi.

Her şeyden önce korktum.

Sonuçta Adnan Nazife Cemgil çifti öğretmendi.

Her şeyden önce 1940’lar başında DTCF’deki üniversite mücadelesinin önde gelen aydınlarıydılar.


Mesela Adnan Cemgil işsiz kaldı; hapis yattı, sürgüne yollandı.
Sonra oğulları Sinan Cemgil o zorlu yıllarda 1944’te doğdu.


Ancak Sinan Cemgil meraklıydı;

Ama babasına annesine hep sorular sordu.

Her zaman onlar da oğullarının anlayacağı bir dille anlattılar.

Her şeyden önce nitelikli bir kültür ortamında yetişen Sinan çok başarılı öğrenci oldu.

Mesela İngilizce, Fransızca, İspanyolca, İtalyanca öğrendi.

Arkadaşlarına Dante’ den İtalyanca dizeler okurdu.


Ayrıca ünlü Amerikalı artist Clark Gable’nin taklidini yapıp herkesi güldürecek kadar espriliydi.


ODTÜ Öğrencilik Yılları

Her şeyden önce ODTÜ Mimarlık’ ta öğrenci iken devrimci mücadeleye katıldı.

Sonuçta teorik derinliğiyle öğrenci liderlerinden oldu.

Ayrıca ODTÜ’de “Hoca” deme adetini Sinan Cemgil başlattı.

Ama Hoca” derlerdi arkadaşları bilgisinden ötürü.

Her şeyden önce köylüleri, toprak ağalarına karşı ayaklandırmak amacıyla gittiği

Ancak Nurhak Dağları’nda Jandarma tarafından öldürüldü.

Sırt çantasından 4 kitap, bir de kuru soğan çıktı.

Ama Yirmi Yedi yaşındaydı.

Ancak bir yaşındaki oğluna, 21 yaşında öldürülen arkadaşı Taylan Özgür’ün adını vermişti.

Ama oğlunun cesedini almaya giden anne Nazife Cemgil, tabut başındaki meraklı köylülere seslendi:

Bu oğlum Sinan.

Bunlar da onun arkadaşları (Kadir Manga ve Alpaslan Özdoğan), kardeşleri.

Ama onlar da oğullarım.

Ayrıca bu çocuklar, bu oğullar; bu ülkeyi, halkı, sizleri sevdiler.

Başka bir istekleri yoktu.

Her şeyden önce her biri birer dehaydı.

Ayrıca her biri üstün zekalı güzel çocuklardı.

Dileselerdi, düzenin adamları olsalardı, şimdi burada cansız yatmazlardı.

Birer milyoner olurlardı.

Ama onlar halkı, sizleri sevdiler.

Sizin sorunlarınızı omuzladılar.

Arkadaşım yakın tarihin bu acı olaylarını bilen biri.

Üniversite öğrencilerine son yapılanlar arkadaşımı da korkutmuştu; nedeni biricik oğluydu.

Oğlunun Sinan Cemgil’le aynı kaderi paylaşmasından korktu ve tarihsel gerçekleri anlatıp anlatmama kararsızlığına düştü.

Ona Edip Cansever’in şirini okudum:

Ayrıca utancı bilerek yaşamak korkunç

Daha korkuncu da var utancı bilerekten yaşatmak.

6 Mayıs 1972 ve 68 Kuşağını Tanıyın

Şairdiler

Size 68’lileri anlatmalıyım:
Mahir Çayan’ın şair olduğunu bilir misiniz?

Güneşi batmayan bir ada

Ben ne şuralıyım, ne buralıyım

Adalıyım… Adalıyım.

68 Kuşağını Tanıyın
68 Kuşağını Tanıyın

Eşi Gülten Çayan atletti; 400 metrede milli takım seviyesinde bir koşucuydu.

Yakın arkadaşı, erkekler 400 metre koşan atlet ise bugünün tanınmış gazetecisi Osman Saffet Arolat’tı.

Hüseyin Cevahir edebiyat eleştirmenliğine Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde başladı. Şiir de yazdı.

Tunceli Alevi Dedesi torunu Hüseyin Cevahir, Rolling Stones dinlemeyi de çok severdi. SBF’nin en çalışkan öğrencisiydi.

“Devrimci başarılı olmalıdır” diyordu hep arkadaşlarına.

Dürbünlü silahla hedef alınarak öldürüldüğünde 26 yaşındaydı.

İstanbul Hukuk’un efsanevi hocalarından Prof. Dr. Tarık Zafer Tunaya, derslerinden hep tam not alan Cihan Alptekin’i yakından tanımak için evine davet etti.

Laz uşağı”Cihan yaşasaydı belki önemli anayasa profesörlerinden biri olacaktı.

Öldürüldüğünde 25 yaşındaydı.

Tunceli’de yakalanıp işkenceyle öldürülen İbrahim Kaypak kaya’ nın elinden; Varlık, Papirüs, Soyut, Türk Dili gibi edebiyat dergileri düşmezdi.

Türk dilinin yapısını, sözcük hazinesini, şiirdeki gücünü ve müzikalitesini araştıran şair Kaypak kaya öldürüldüğünde sadece 24 yaşındaydı.

Odtü nün Donları


1971 darbesinde Sansaryan Han’daki işkenceler sırasında polisler önemli bir delil buldu.

Devrimcilerin hemen çoğunda aynı tip mavi ya da kırmızı külot vardı.


Sordular; “bu donların anlamı ne; mavi ile kırmızının farkı ne; bunlar THKO’nun rütbeleri mi?”


İşkencedeki sporcu gençler gülmemek için kendini zor tuttu, “bunlar” dediler; “ODTÜ Spor Kulübü’nün donları!”

Futbolu severlerdi kuşkusuz…

Devrimci Öğrenciler Birliği’nin tümü Beşiktaşlı’ ydı.

Çarşı’nın devrimciliği nereden geliyor sanıyorsunuz?

68’lilerden futbol takımı kurulsa Deniz Gezmiş ilk 11’e mutlaka alınırdı.

Deniz’in ayrılmaz parçası Cihan Alptekin de…

Mahir Çayan ise kesin teknik direktör; çok sevdiği futboldan iki bacağına takılan platin çubukları nedeniyle erkenden koptu.

Deniz Gezmiş sahada kesin hakemi kandırmaya çalışırdı.

Onun mizahçı yönü bilenmeden Deniz Gezmiş portresi yazılabilir mi?

Beyaz at üstünde ODTÜ yurdunda kız arkadaşına serenat yapan bir romantikti o. İdam edildiğinde henüz 25 yaşındaydı.
Aşkı da yaşadılar doyasıya…

Sevgilisini son bir kez daha görmek için saklandığı evden çıkan ODTÜ’lü Koray Doğan, sırtından yediği polis kurşunuyla sevgilisinin evinin önünde can verdi.

O da 25 yaşındaydı.

6 Mayıs 1972 ve Mahkeme
6 Mayıs 1972 ve Mahkeme

O kuşak 1 kişiyi bile öldürmedi.

Ama tam 43 can verdiler.


Oysa…


Okul koridorlarında gazoz kapağıyla futbol oynayan bir kuşaktı onlar.


Sanmayın ki fasulyesine poker ya da blöflü pişti oynamadılar?

Sanmayın ki kolalı votka içmediler?

Ya da rakı?


Emel Sayın konserine gitmediklerini mi düşünüyorsunuz?


Muhammed Ali, Joe Frazier’e yenildiğinde üzülmediklerini mi sanıyorsunuz?


Ya da hiç küfür etmediklerini mi?

En güzelini de bir ağız dolusuyla Deniz Gezmiş ederdi. Ve yine Deniz Gezmiş

her fırsatta en sevdiği türküyü söylemez miydi:

“Ne ağlarsın benim zülfü siyahım

Bu da gelir bu da geçer ağlama

Göklere erişti feryadım ahım Bu da gelir bu da geçer ağlama…”

Dillerindeki Şarkı, Imagine

Delikanlıydılar. İdealisttiler. Devrimciydiler.

6 Mayıs 1972. Bozulmamış saf bir kuşaktı onlar.


Kızıldere’de katledilen Kazım Özüdoğru gibi, “halka inmeyi” ayakkabı boyacılığı yapmak sanıyorlardı.

İşten atılan Çorumlu belediye işçileri için yürüdüler.


Kürtler için de yürüdüler; Kürtçe slogan atıp, Kürtçe şiirler okudular.

Varto Depremi nedeniyle kan bağışı kampanyası düzenlediler.

Azgın Zap Suyu’na köprü inşa ettiler.

Pancar, tütün, fındık, haşhaş mitingleri yaptılar.

Tam bağımsızlık için “Mustafa Kemal Yürüyüşü” düzenleyip Samsun’dan Ankara’ya yürüdüler.

Atatürk heykelleri tahrip edilmesin diye geceler boyu nöbet tuttular.


68’li kızlar da vardı bu eylemlerde; hem de mini etekleriyle.

Hippiler yok muydu?

“Özel okullara hayır” yürüyüşünde, uzun saçlı genç üniversiteli, sarışın kız arkadaşıyla hem sarmaş dolaş yürüyor hem de slogan atıyordu.

O hippi; Kızıldere katliamından tek sağ kurtulan Ertuğrul Kürkçü’ydü.


Hayalleri vardı; dillerinde ise John Lennon’un “Imagine” şarkısı…

Ayrıca Müzik Listemiz sayfamızı da incelemenizi öneririm.

Sbf’ nin Dans Partileri

Mahkemedeki savunmaları sırasında, Mevlana resmi çizip altına “Ben İnsanım” yazıp, hakime gönderecek kadar bu ülke değerlerine inanan bir kuşaktı.

Resimden, edebiyattan gelmişlerdi.

Ellerinden kitap düşmedi hiç. Nice yazarlar çıkarmaları boşuna değil.

ODTÜ İnşaat’tan “Balık Memet” yani yazar

Mehmet Eroğlu’nu okumayanınız var mı?

Dans da ettiler: SBF yatılı öğrencilerinin Salı ve Cuma akşamları 18.45-20.00 arası dans partileri vardı.


Carmina Buruna’nın Türkiye’deki ilk bale gösteriminde harikalar yaratan balet Aydın Erol unutulabilir mi?

Ya da;

Onca işkenceye rağmen cezaevinin soğuk koğuşunda bale yapan 20 yaşındaki balerin kız Ayşe Emel Mestçi?


6 Mayıs 1972

Anadolu türkülerini, Dadaloğlu’ndan Aşık Veysel’e şehre getiren 68’liler değil mi?

Tiyatro da yaptılar;

Uluslararası Üniversite Tiyatroları Festivali’nde üçüncü oldular.

FKF ilk başkanı İzzet Polat Ararat’ın DTCF tiyatro bölümü öğrencisi olması tesadüf mü?

ODTÜ Sosyalist Kültür Kulübü üyeleri Ali Artun ve Yılmaz Aysan’ın bugünün tanınmış sanat galerisi Nev’in sahipleri olması, o dönem birikiminin ürünü değil mi?


6 Mayıs 1972;Dağcılık kulüplerini üniversitelerde ilk kimler kurdu sanıyorsunuz?

Türkiye’de bu  sporun gelişiminde 68’li Fikret Gürbüz, Tuncer Gürdil,

Uçmaz Sungur, Sönmez Targan ve nicelerinin katkıları unutulabilir mi?

Ardı ardına şampiyon olan efsanevi İTÜ basketbol takımının temelini TMTF İkinci Başkanı Cavit Savcı atmadı mı?


Maratoncu Mehmet Yurda dön ülkeye madalyalar kazandırmadı mı?


ODTÜ’lü Ömer Gürcan cezaevine sokulmasaydı, idam edilen babası Fethi Gürcan gibi ülkemizi binicilikte birincilik kürsüsüne çıkarır mıydı?

SBF’nin tanınmış milli güreşçileri Necati Sağır, Mustafa Aynur aynı zamanda THKP-C’ li değil miydi?

Bugün judo ve karate de madalya alanlar, bu sporun gelişmesinde büyük emeği olan Murat Özdabak’ı anımsar mı?

Peki ya boksörler milli sporcu Taşkın Konuralp’in adını duymuş mudur.

Ayrıca ODTÜ Motor Kulübü’nün kurucularından Tayfur Cinemre motosikletiyle kimleri taşımadı ki;

Ulaş Bardakçı, Yusuf Aslan, Cihan Alptekin…


Ama Fenerbahçe takımında yelken yapan Taner Türkantöz Mahir Çayan’ın en yakın yoldaşıydı.
Hangisini yazayım?

Sonuçta 68 kuşağı bu özellikleriyle neden anlatılmaz?
Oysa…


Toplumsal bir gelecek hayali kuranlar bu mirası her yönüyle bilmelidir.


Kaynak: Hikmet Çetinkaya’ nın paylaşımıdır :

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Close
KIRKINDAN SONRA © Copyright 2020. All rights reserved.
Close
× Bize yazabilirsiniz !