Bedeniniz Konuşuyorsa Onu Susturmayın

Bedeniniz sürekli bizimle iletişim halindedir.

Bazen bunu ağrı, bazen yorgunluk, uykusuzluk, çarpıntı, nefes değişikliği veya başka bir belirtiyle gösterir.

Ancak çoğu zaman yaptığımız ilk şey, bu sinyali anlamaya çalışmak yerine ortadan kaldırmak olur.

Oysa sağlık konusunda önemli bir soru vardır:

Belirtiyi gerçekten ortadan mı kaldırdık, yoksa sadece sesini mi susturduk?

Bu ayrım özellikle 40 yaşından sonra ve emeklilik döneminde daha fazla önem kazanıyor. Sağlık Yatırımı: Gelecekteki Kendimize Yatırım Yapmak

Çünkü yaş ilerledikçe vücudumuzdaki değişimleri yalnızca “yaşlanıyorum” diyerek açıklamak yerine, gerektiğinde araştırmak ve doğru soruları sormak gerekiyor.

Belki de sağlıklı yaşlanmanın önemli adımlarından biri, bedenimizin verdiği mesajları daha dikkatli dinlemeyi öğrenmektir.

Aynı şeyi tekrar etmek neden önemlidir?

2000’li yılların başları…

Televizyonda programlar yapıyorum.

Haftada en az bir kez, bazen iki kez su hakkında konuşuyorum.

Suyun sağlığımızdaki önemini ve nasıl kullanılması gerektiğini anlatıyorum.

O dönemde alışılmış bilgilerin biraz dışında konulara da değiniyorum.

Bir gün bir arkadaşım bana şöyle dedi:

“Nuri, ben senin programını izliyorum. Ama hep suyu anlatıyorsun.

Hep su, hep su…

Seni tanımayan biri, ‘Bu doktor sudan başka bir şey bilmiyor galiba’ diyecek.”

Haklıydı.

Ben de ona bir fıkrayla cevap verdim.

Bir köyde küçük bir kilise varmış.

Papaz bir gün çok güzel bir vaaz vermiş.

Kilisede birkaç kişi varmış.

Ancak vaazı çok beğenmişler ve hafta boyunca herkese anlatmışlar.

Ertesi hafta daha fazla kişi gelmiş. Papaz yine aynı vaazı vermiş.

Sonraki hafta cemaat daha da büyümüş.

Derken kilise dolup taşmaya başlamış.

Fakat papaz her hafta aynı vaazı anlatıyormuş.

Sonunda cemaatten biri dayanamayıp sormuş:

“Peder Efendi, bu vaazı defalarca dinledik. Ne zaman ikinci vaaza geçeceksiniz?”

Papaz cemaate bakmış ve tek bir soru sormuş:

“Peki, size söylediklerimi uygulamaya başladınız mı?”

İşte mesele tam da burada.

Bazen yeni bir bilgi vermekten daha önemli olan, bildiğimiz bilgiyi hayatımıza geçirebilmektir.

Sağlıkta bilgi neden tek başına yeterli değildir?

Bugün sağlık konusunda geçmişe göre çok daha fazla bilgiye sahibiz.

Beslenmenin önemini biliyoruz.genler kader mi

Hareket etmemiz gerektiğini biliyoruz.

Uyku düzeninin önemli olduğunu biliyoruz.

Stresin yaşamımız üzerindeki etkilerini biliyoruz.

Düzenli sağlık kontrollerinin önemini biliyoruz.

Fakat bilmek ile uygulamak aynı şey değil.

İnsan neden kendisine iyi geleceğini bildiği halde harekete geçmiyor?

Neden değiştirmek istediği bir alışkanlığı yıllarca sürdürüyor?

Neden çoğu zaman sağlık sorunuyla karşılaştıktan sonra yaşam biçimini değiştirmeye çalışıyor?

Bence burada yalnızca bilgi eksikliğinden söz edemeyiz.

Zihin yapımız, alışkanlıklarımız, çevremiz ve olaylara bakışımız davranışlarımızı da şekillendiriyor.

Bu nedenle sağlık yalnızca ne yediğimiz veya ne kadar yürüdüğümüz meselesi değildir.

Bütün bunların arkasında davranışlarımızı yönlendiren bir düşünce sistemi vardır.

Asıl mesele, doğru bilgiyi öğrenmek kadar onu davranışa dönüştürebilmektir.

Sağlığın “master anahtarı” zihin yapımız olabilir mi?

Hepimizin farklı kapıları açmak için farklı anahtarları var.

Arabanın anahtarı…

Evin anahtarı…

Odanın anahtarı…

İş yerinin veya dolabın anahtarı…

Peki bütün kapıları açabilecek tek bir anahtarınız olsaydı?

Sağlık açısından bakarsak, zihinsel yaklaşımımızın böyle bir master anahtar işlevi görebileceğini düşünüyorum.

Çünkü sürekli yeni bilgiler öğreniyoruz. http://Dünya Sağlık Örgütü (WHO) – sağlık okuryazarlığı ve sağlıklı yaşlanma

Kalp hakkında bilgi öğreniyoruz.

Beyin hakkında bilgi öğreniyoruz.

Beslenme, uyku, hareket, hormonlar ve hastalıklar hakkında bilgi öğreniyoruz.

Ancak bilgilerin tamamını davranışa dönüştürmediğimiz sürece bunların yaşamımız üzerindeki etkisi sınırlı kalabiliyor.

Burada önemli olan yalnızca yeni bilgi edinmek değil, gerektiğinde eski bilgilerimizi sorgulayabilmek.

“Ben bunu yıllardır böyle biliyorum.”

“Benim bünyem böyle.”

“Benim uykum zaten kötü.” http://National Institute on Aging (NIA) – yaşlanma, uyku ve sağlık

“Benim yorgunluğum yaşım nedeniyle.”

“Benim baş ağrım stresten.”

Peki gerçekten öyle mi?

Yoksa yıllardır aynı açıklamayı kendimize tekrar mı ediyoruz?

Belirtiyi susturmak problemi çözmek midir?

Günlük hayatımızdan basit bir örnek düşünelim.

Kapı ziliniz çalıyor.

Ne yapıyorsunuz?

Kapıyı açıp dışarı bakıyorsunuz.

Çünkü zilin size bir bilgi verdiğini biliyorsunuz:

“Dışarıda biri var.”

Telefonunuz çalıyor.

Telefonu çöpe atmıyorsunuz. Çünkü sesin bir anlamı olduğunu biliyorsunuz.

Alarmınız çalıyor.

Alarmı susturabilirsiniz ama neden kurulduğunu da biliyorsunuz:

Uyanmanız gerekiyor.

Vücudumuzun verdiği sinyaller de bazı durumlarda buna benzer şekilde değerlendirilebilir.

Ağrı…

Yorgunluk…

Uykusuzluk…

Çarpıntı…

Nefes darlığı…

Hazımsızlık…

Gece sık uyanma…

Bunların her biri farklı nedenlere bağlı olabilir.

Her belirti bir hastalık anlamına gelmez.

Ancak belirtiyi ortadan kaldırmak, her zaman nedenini ortadan kaldırmak anlamına gelmez.

Burada önemli bir sağlık okuryazarlığı sorusu ortaya çıkıyor:

“Ben bu şikâyeti gerçekten çözdüm mü, yoksa sadece sesini mi susturdum?”

Bedenin verdiği sinyali neden dinlemiyoruz?

İnsanların sağlık konusunda yaptığı hatalardan biri, şikâyeti doğrudan “düşman” olarak görmesi.

Başımız ağrıyor.

Ağrı kesici alıyoruz.

Midemiz yanıyor.

Bir ilaç kullanıyoruz.

Uyuyamıyoruz.

Bir uyku desteği arıyoruz.

Burada önemli bir ayrım yapmak gerekiyor.

İlaçlar ve tıbbi tedaviler gerektiğinde son derece önemli ve değerlidir. Doktor tarafından önerilen bir tedaviyi yalnızca “belirtiyi susturmak” olarak değerlendirmek doğru değildir.

Ancak tedavi uygulanırken bile “Bu neden oldu?” sorusunu sormak bazen önemli olabilir.

Çünkü aynı belirti farklı insanlarda farklı nedenlerden kaynaklanabilir.

Bu nedenle:

“Bana ne iyi gelir?”

sorusundan önce bazen şu soruyu sormak gerekir:

“Bu neden oluyor?”

İşte bu soru bizi sağlık konusunda daha bilinçli bir noktaya taşıyabilir.

Sağlıkta en önemli değişim zihinsel dönüşüm olabilir

Sağlık konusunda geleceğin en önemli konularından biri yalnızca daha fazla bilgi üretmek olmayacak.

Asıl mesele, insanların bu bilgiyi davranışa dönüştürebilmesi olacak.

Çünkü bilgiye ulaşmak artık çok kolay.

İnternette birkaç dakika içinde beslenme, uyku, egzersiz veya hastalıklar hakkında yüzlerce bilgiye ulaşabiliyoruz.

Ancak bilgi bolluğu otomatik olarak sağlıklı davranış anlamına gelmiyor.

Tam tersine, bazen bilgi fazlalığı kafa karışıklığı da yaratabiliyor.

Bu nedenle sağlık okuryazarlığı yalnızca bilgi sahibi olmak değildir.

Doğru bilgiyi ayırt etmek, güvenilir kaynakları kullanmak, gerektiğinde sağlık profesyonellerine danışmak ve uygun bilgiyi yaşamımıza aktarabilmek de bunun önemli parçalarıdır.

Emeklilikte bedenin sesini daha fazla dinlemek

Kırkından sonra, özellikle emeklilik dönemine yaklaştıkça bu konu daha da önemli hale geliyor.

Çalışırken birçok sinyali görmezden gelebiliyoruz.

“İşim yoğun.”

“Sonra bakarım.”

“Şimdi zamanım yok.”

“Emekli olunca ilgilenirim.”

Ancak emeklilik geldiğinde yıllardır ertelenen bazı konular daha görünür hale gelebiliyor.

Bu nedenle emeklilik yalnızca ekonomik hazırlık dönemi değildir.

Sağlık sermayesinin de korunması gereken bir dönemdir.

Hareket etmek…

Dengeli beslenmek…

Uyku düzenine dikkat etmek…

Sosyal ilişkileri korumak…

Kontrolleri ihmal etmemek…

Ve en önemlisi, bedenin verdiği sinyalleri küçümsememek.

Bunların hiçbiri hayatı tamamen kontrol edebileceğimiz anlamına gelmez.

Ancak riskleri daha erken fark etmemize ve gerektiğinde profesyonel yardım almamıza yardımcı olabilir.

Bedeniniz konuşuyorsa onu susturmadan önce dinleyin

Belki de bütün yazının özeti şu:

Bedenimiz zaman zaman bizimle konuşur

Ağrı ile…

Yorgunlukla…

Uyku değişiklikleriyle…

Nefesimizle…

İştahımızla…

Enerjimizle…

Her sinyal önemli bir hastalık anlamına gelmez.

Ancak hiçbir sinyali dikkate almamak da doğru değildir.

Sağlık konusunda önemli olan yalnızca hastalandığımızda ne yaptığımız değil, hastalanmadan önce kendimizi ne kadar dinlediğimizdir.

Bu nedenle bedeniniz bir sonraki sefer size bir sinyal gönderdiğinde hemen susturmaya çalışmadan önce bir an durun ve kendinize sorun:

“Bana ne anlatmaya çalışıyor?”

Belki de hayatınızda değiştirebileceğiniz en önemli şeyi size anlatıyordur.

Not: Bu yazı tıbbi tanı veya tedavi önerisi değildir.

Yeni, şiddetli, tekrarlayan veya açıklanamayan belirtilerde bir sağlık profesyoneline başvurulmalıdır.

Doç. Dr. Nuri Haksever

İnsan yaş alırken genç ve dinamik kalabilir mi? Ve şeker hastalığının neden gerçek bir tedavisi yok?Bu iki soru, meslek hayatımın yönünü belirledi.İlkokul yıllarında doktor olmaya karar verdim; Hedefim netti: İstanbul Tıp Fakültesi. Yüksek dereceyle başladım ve 97,5 ortalama ile mezun oldum. Dahiliye ve ardından Endokrinoloji ve Metabolizma uzmanlığımı tamamladım.Ancak benim için asıl soru şuydu: İnsan yaş alırken genç ve dinamik kalabilir mi? Ve şeker hastalığının neden gerçek bir tedavisi yok?Bu sorular beni yalnızca klasik tıp pratiğiyle yetinmemeye yöneltti. 1990’lardan itibaren fonksiyonel, bütüncül ve metabolik temelli yaklaşımları klinik pratiğime entegre ettim. 30 yılı aşkın süredir metabolik sağlık, insülin direnci, diyabet, uzun yaşam ve sağlıklı yaş alma üzerine çalışıyorum.Profesyonel Başarılar ve Kariyerim: • 1988: Türkiye’de ilk Sea Blue Histiositozis tanısı • 1990: MD Anderson Cancer Center – interferon tedavi eğitimi • 1992: Dahiliye uzmanlığı • 1993: Magnezyum kullanımı • 1994: Yüksek doz Omega 3 kullanımı • 1995: Endokrinoloji ve Metabolizma uzmanlığı • 1996: Doçentlik, USA Anti-Aging eğitimi ve Fonksiyonel Tıp • 1998: Antioksidan kullanımı • 1999: Probiyotik kullanımı • 2003: Nitrik oksit kullanımı ve Bütünsel Tıp • 2006: Manyetik alan eğitimi • 2007: Frekans terapileri eğitimi • 2007–2010: Beslenmenin Kırmızı Kitabı serisi basımı • 2015–2021: Diğer kitaplar: Şimdi Uyanma Zamanı, Daha Genç, Daha Zengin, Daha Mutlu, Sağlıktan Tekabüle • Üniversitelerde öğretim üyeliği ve hastanelerde üst düzey yöneticilik • TV ve radyo programları, sağlık söyleşileriBugün amacım yalnızca hastalıkları tedavi etmek değil; Sağlık bilinci oluşturmak. Çünkü sağlık yalnızca bir sonuç değildir. Bir kültürdür. Bir zihin yapısıdır.

İlgili Yazılar

Esenlik Merkezi ile Yaşlı Bakım Merkezi Aynı Şey mi?

Esenlik Merkezi kurulmaya başlarken akıllardaki sorularımız da artıyor. Her ne kadar ortalama yaşam süresi uzuyorsa da; Tek kişilik hanelerin sayısı da yükseliyor. http://Dünya Nüfus Günü: Türkiye Yaşlanırken Aile Yapısı Nasıl…

Esenlik Merkezi Nedir? Sağlıklı Yaşlanmada Yeni Bir Dönem Başlıyor

Esenlik Merkezi açılımı Türkiye ‘de yaşlı nüfus her geçen yıl artarken daha önemli hale geldi. Ancak değişen yalnızca nüfusun yaşı değil. İnsanların yaşam biçimi de değişiyor. Eskiden ileri yaş denildiğinde…

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.